14 Kasım 2019 Perşembe

Ulusların Zenginliği ve İş Dünyası


Bir ülkenin üretim açısından GSYH’sini hammadde (tarım, madencilik, petrol),  sanayi( otomotiv, inşaat, kimya, yiyecek, içecek), hizmetler (yazılım geliştirme, avukatlık, mali müşavirlik) ve ticaret alanındaki bir yılda üretilen mal ve hizmetler oluşturur.  Ülkeler arasındaki mal ve hizmet alışverişi ile ilgili olarak Adam Smith 1776 yılında “Ulusların Zenginliği” isimli kitabında mutlak üstünlük teorisini ortaya atmış ardından 1817 yılında David Ricardo “Ekonomi Politiğin ve Vergilendirmenin İlkeleri” isimli kitabında mukayeseli üstünlük teorisini ortaya koymuştur.  Her iki teoride belli kabuller altında ülkeler arasındaki ticari ilişkiyi basite indirgeyerek izah eder. 

Bulut bilişim her ne kadar bu temel ilişkileri yeniden tanımlayacak kadar radikal bir gelişme olmasa da ticari ilişkiler açısından oyunun kurallarını değiştiren çok önemli bir gelişmedir.  Bulut bilişim, geleneksel altyapılardan çok önemli temel bir farklılığa sahiptir. Otel, yol veya hava limanı gibi altyapılar inşa edildiğinde bu hizmetlerden faydalanabilecek birey ya da kurumların bizzat ilgili lokasyonda bulunması gerekir. Hizmetten faydalanabileceklerin sayısı da ilgili altyapının fiziksel kapasitesi ile sınırlıdır. Oysa bulut bilişimle birlikte Google, Amazon ve Microsoft gibi küresel teknoloji şirketleri inşa ettikleri teknolojik altyapılar ile dünya üzerinde internete bağlı tüm birey ve kurumların tümüne hizmet verebilecekleri altyapı oluşturmuşlardır. Bu öyle bir altyapıdır ki üzerinde inşa edilecek çözümlerin ve servislerin bir sınırı yoktur. Daha da önemlisi bulut bağımlı bu çözümler ve hizmetler ile ilgili şirketler anılan bu firmalara kullanım süresi boyunca ödeme yapmak durumundadır. Yani bulut bilişim sayesinde ABD başka ülkelerde üretilen ve satılan tüm hizmet ve çözümlerden gelir elde edecektir. Bu gelişme, ekonomideki malların da hizmet olarak sunulması trendi ile birlikte ele alındığında ABD bulut bilişim sayesinde petrolden çok daha stratejik bir ürüne sahip olmuştur tespitini yapmak mümkündür. Kaldı ki iklim krizi nedeni ile talebin temiz enerjiye yöneleceği unutulmamalıdır.

Bu platformlar sahip oldukları sınırsız kapasite ve esneklik dışında çok daha temel bir özelliğe sahip. Taklit edilmeleri neredeyse imkânsız. Zaman da bu platformların lehine çalışıyor. Müşteri sayısı artıkça platformlar çok daha yetenekli, kârlı, katma değeri yüksek ve rakipsiz hale geliyorlar. Bu platformlarda üretilen bilgiler de en az platformun kendisi kadar değerli. Bu kadar stratejik bir konuda ABD’nin rakipsiz olması diğer ülkeler açısından ekonomik ve siyasi riskler barındırıyor.  Bu tarz teknolojik altyapıların tıpkı elektrik, su, yol vb. altyapılar gibi devlet tarafından sağlanmasının daha doğru olacağı açıktır. Öte yandan bu platformları inşa etmek için gerekli olan teknolojilerin geliştirilmesinde açık standartlara bağlı kalınması ve ilgili standartların tüm ülkelerin katılımı ile oluşturulması bu platformların yaratacağı zenginlik ve bilginin ülkeler arasında dengeli bir şekilde paylaşımını sağlayacaktır.  Ayrıca, ülkeler arasındaki gelişmişlik farkının düzensiz göç, terör gibi toplumsal sorunların kaynağı olduğu akıldan çıkarılmamalı, ülkeler arasındaki refah düzeyinin hiç değilse belli bir dengede kalması için uluslararası toplumun bu konuda ortak çalışması ve çaba harcaması gerekir. 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder